3.bölüm       SONSUZ YAŞAM VEREN İSA’YI DUYURMAK İÇİN…

(Yuhanna 3:16~18)

 

 

Neden müjdeyi iletmeliyiz? Müjdeyi iletmemizin sebebini kesin olarak bilip müjdeyi iletmekte gayretli olursak Tanrı’nın bereketi bizim ailemize gelecektir. Tanrı bizlere neden müjdeyi verdiğinin sebebini biliyorsak güçlü bir şekilde yaşayabiliriz.

Bazı insanlar sağlıklı olduğu zaman İsa’ya inanın diye müjdeyi duyduklarında sürekli reddederek ilgilenmiyorlar ve bir gün hastalanıyorlar. Falcılara gidiyorlar hastanede tedavi oluyorlar ama hiçbir faydası olmayınca artık o zaman kiliseye gidersem yaşayabilir miyim diye kiliseye geliyorlar. Bu durumda İsa’ya inanmak için kiliseye geliyor diye yanlış anlamamak gerekmektedir. Bu kişi sadece hastalıktan iyileşmek için gelmektedir.

İsa’ya inanan kişi tövbe eden kişidir. Tanrı’nın lütfunu alan kişidir. Bu nedenle gönahlardan bağışlanıp Tanrı’nın lütfunu almak gerekmektedir. Kurtulmak gerekir. O zaman Tanrı O insanın istediği şey ne olursa olsun verecektir.

İsa, Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir diye söylemiştir.(Markos 7:27). Tanrı’nın çocuğu olmadan önce, Tanrı’yı Baba olarak çağırmadan önce Tanrı’nın çocuklarına verilen ruhsal yiyecek alınamıyor demektir. Tanrı imanlı ve imansızları Tanrı’nın çocuğu olarak ve köpek olarak ayırt etmiştir ve çocukların ekmeği köpeklere verilemez diye söylemiştir. Bu nedenle bir şeyler istemeden önce Tanrı’nın çocuğu olma hakkını kazanmamız gerekmektedir. Matta 6. Bölüm 8~9 ayetlerinde ‘Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O`ndan dilemeden önce bilir. Bunun için siz şöyle dua edin. Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın’ diye söylemiştir.

Bizler önce Tanrı’yı Baba olarak çağırabilecek Tanrı’nın çocuğu olma hakkına sahip olmamız gerekmektedir. Dünyadaki insanlar kendi istekleri hemen gerçekleşsin diye Tanrı’nın önüne gelerek gayret etmektedirler ama bundan önce Gökte olan O’nu “Baba” olarak çağırabilmesi gerekmektedir. Yani Kutsal Kitap bizlere Tanrı ve bizim aramızda Baba ve oğul ilişkisi olması gerektiğini söylemektedir. Bizim Tanrı’ya dua edebilmemiz büyük bir ayrıcalıktır.

İnsanlar her zaman yalan söyleyebilirler. Senaryo’ya uygun olarak aktörler gibi aldatmacalı konuşabilirler. Fakat Tanrı’ya gerçekleri söylememiz gerekir. Tanrı’ya olan imanımızı gerçekte olduğu gibi söylememiz gerekir. Tanrı’ya olan sevgimizi olduğu gibi itiraf etmemiz gerekir. Tanrı’ya ne kadar önem verdiğimizi olduğu gibi söylememiz gerekir.

‘Ey Göklerdeki Babamız’ derken bunu büyülü söz olarak düşünmemek gerekir. Tanrı’nın bizim Babamız olduğu gerçeğine inanmamız gerekmektedir. Tanrı’yla olan ilişkimizin tam olması gerekmektedir. Bu şekilde olmazsa Tanrı’nın lütfünü almamız imkansızdır.

Kilise içinde imanı güzel olan insanların arasına sıkışınca kendisininde onlar gibi ruhsal olduğunu kiliseye katıldığı için kendisinde bir dereceye kadar ruhsalmış gibi görülebiliyor ama Tanrı bizim durumumuzun ne olduğunu çok iyi bilmektedir. Biz kendimiz Tanrı’nın lütuf ve bereketini alabilecek durumda olup olmadığını aslında çok iyi bilmektedir. Bunun gibi Tanrı bizim durumumuzu tam olarak gördüğünü bilerek tüm yüreğimizle Tanrı’ya karşı en ufak bir utanç duygusu bile olmadan imanımızı göstererek Baba oğul ilişkisini daha da sağlamlaştırmamız gerekmektedir.

 

Tanrı insanlar için biricik Oğlu’nu vermiştir. Bu Tanrı’nın yatırımıdır. Tanrı için biricik Oğlu’nu vermekten başka daha büyük bir yatırım yoktur. Bu basit bir iş değildir. Tanrı çok büyük bir iş yapmıştır.

 

Eğer yatırımlarını geri alamıyorsa nasıl olacaktı? Tanrı’nın biricik Oğlu geri dönmeseydi o zaman ne olacaktı? Bu basit bir sorun değildir. Fakat Tanrı biricik Oğlu’nu dünya’ya vermiştir. Bu Tanrı’nın dünya’ya doğru olan meydan okumasıdır ve yatırımıdır.

Çiftçi tarlaya güzel meyve ağaçları dikmektedir. Bu nedenle Meyve almak istemektedir. Yatırım yapmaktadır. Bilgisini, gücünü, zamanını vererek esirgemeden yatırım yapmaktadır. Daha sonra bunun karşılığını almak istemektedir. Kendi verdiği emeğin birkaç yüz katını almayı hayal etmektedir. Bir tohum ekipte ancak bir ürün alıyorsa çiftçi tohum ekecekmidir?

Tanrı’nın bu dünya’ya biricik oğlunu vermesi Tanrı’nın müthiş bir macerasıdır. Burada insanın Tanrı’ya imanını göstermesi gerekmektedir. Bizim Tanrı’nın önünde gösterdiğimiz imanın, Tanrı’nın biricik oğlunu verme derecesiyle aynı olmalıdır. Bizim imanımız kendi anne babamızdan ve sahip olduklarımızdan daha da büyük olmalıdır.

Tanrı insanlara kendisinden daha da değerli olanı vermiştir. Tanrı her şeyi yaratabilen, her şeye gücü yetendir. Tohum aracılığla her şey sürekli olarak varolarak çoğalmaktadır. Fakat İsa Mesih sadece biricik olan Oğul’dur. Tanrı biricik olan Oğlunu dünya’ya göndermiştir. Tanrı kendisinden , gökten, herşeyden daha da değerli olanı dünyaya vermiştir.

Bu nedenle bizim imanımızda bizim çocuğumuzdan, canımızdan, sahip olduğumuz her şeyden üstün olmalıdır. Eğer böyle olmazsa Tanrı ile uyum sağlayamayız. Tanrı bizim için kendi biricik oğlunu verdiği gibi bizim imanımızda aynı derecede olmalıdır.

Çiftçi tohum ekiyor ama toprakta nem ve vitamin yoksa ürün almayı bırak tomurcuk bile çıkmayacaktır. Kuraklıkta, sıcak kavurucu güneşte toprağın altında tahıl yanacaktır. Pirinç tarlası için verimli ve verimsiz topraklar vardır. Toprak nemli ise verimli topraktır bu nedenle fiyatıda pahalıdır. Tersine verimsiz olan topraklardan fazla ürün elde edinilmediği için fiyatıda ucuzdur. Çiftçi toprağın yapısında bulunan minerallere bakıp toprağı ayırt etmekte ve mineralsiz ve kuru olan toprağa buğday, çavdar vs. ekmektedir. Bunun gibi toprağın kalitesine göre tahıl ekmektedir.

Tanrı bizim verimli topraklar gibi minerali bol ve nemli olan toprak olmamızı istemektedir. Tanrı, bizim İsa’yı kabul edip içimize almamızı bizden İsa’nın tomurcuğu, yaprağı, meyvesinin çıkmasını ve harika bir şekilde ürün vermemizi istemektedir.

Tanrı’nın bizim için gayret ettiği kadar ürün veremezsek imanımız mükemmel olmayacaktır. İman derken hiç gayret etmesekte imana sahip olabiliriz diye düşünenlerde var ama Kutsal Kitap iman için tüm gücünle, tüm yüreğinle, tüm canınla gayret et demektedir. İnanıyorum demekle her şey bitmemektedir.

Tanrı’ya mükemmel olan bir imanı vermeye çalışın bakalım, o zaman Tanrı neden yardım etmesin ki? İman olan yerde Tanrı’nın beraber çalıştığı gerçeğini birçok kişi tecrübe etmiştir. İman varsa Tanrı bize yardım edecektir ve Tanrı’nın zenginliğini alabiliriz. Genelde insanların Tanrı ile ilgili imanları olmadığı için Tanrı için gayret etmemektedirler. Yüreklerini vermemektedirler.

Kutsal Kitap tüm yüreğinle, tüm canınla ve tüm gücünle gayret et demektedir. Bizde olan tüm karaterlerimizi göster demektedir. İnsanların ayrı ayrı sahip oldukları karekterleri vardır. Bunların hepsini göster demektedir. Rabbi överken de tüm gücüyle ‘Haleluya!’ deyin demektedir. Tüm gücüyle sevincini göster demektedir. Amerika Arizona’nın bir kilisesinde sevinçten insanlar hoplayarak, dans ederek ilahi söylemektedirler. Bu kişiler sevinçlerini olduğu gibi gösteriyorlar. Fakat seviniyorsada bu sevincini gösteremeyen kişilerde vardır.

 

“ Sevinçli misin?”“ Evet sevinçliyim”

“ O zaman gülünüz” “ Tamam”

“ Lütfen gülünüz”

 

Sert olan yüzünde hiç bir gülümseme bile yok. Kurtuluşa kavuştuğu için sevinç göstermesi istenmektedir. Hastalıktan ölmek üzereydi iyileşti ama sevinmiyor.

“Nasıl? İyileştin mi, iyileşmedin mi?” “iyileştim.”

“İyileştiğinde neden yüz ifaden böyle? Sevinmiyormusun?”

Yüzünde hiçbir ifade yok dilsiz gibi. Tanrı’nın önünde tüm yüreğimizle tüm gücümüzle sevincimizi ifade etmeliyiz. Bizim atalarımızın fotoğraflarına bakınca hepsinde aynı çok sert bir yüz ifadesi vardır. Koreliler ailelerinden çok baskı alarak büyüdükleri için kendi duygularını tam olarak ifade edememektedirler. Seviniyorsak bunu elimizden geldiği kadar ifade etmemiz gerekir. Batılı insanlar sevinçli ve memnun olduklarını çok iyi ifade etmektedirler. İlk gördükleri insanlara sarılmaktadırlar. Bunun gibi imanımız için tüm gücümüzle sevinmemiz gerekmektedir.

Canımızıda imanımız için vermemiz gerekir. Ölümü göze almamız gerekir. Tanrı bizim için biricik Oğlu’nu verdiği gibi bizde canımızı verebilmeliyiz.

Tanrı biricik Oğlu’yla ilgili sevgisini ve herşeyini tamamen dünyaya vermiştir. Baba Oğula karşı olan sevgisini tamamen vermiştir. Baba Oğul için yaptığı fedakarlık ve isteğini tamamen dünya’ya vermiştir.